bilgikarmaşası

Bilgi Kirliliği ve Temyiz Problemi

BİLGİ KİRLİLİĞİ VE TEMYİZ PROBLEMİ

bilgikarmaşası      İnsan yaşamı ve “haber” ayrılmaz bir bütündür adeta. Kişi yaşamı boyunca kendisine gelen haberler ile hareket eder, başkaları ile diyaloglarında karşılıklı bilgi alışverişinde bulunur. Hatta her bir buluş insanlık boyunca tevârüs eden bilgiler birikimiyle oluşur.

Bulunmuş olduğumuz asırda ise internet ve televizyon ile beraber bilgi akışı ve haberleşme daha da hızlandı. Fakat bu hızlanma beraberinde bilgi kirliliğini de getirdi. Doğrudan çok yanlışın bulunduğu bu mecrada bizlere düşen şey doğru olanı yanlış olanlar içerisinden cımbızlamak olacaktır.

     Toplum olarak çoğu zaman eğitim sisteminden kaynaklanan sebeplerden dolayı yanlış bilgilere aldanmaktayız. Doğru düşünce, insaflı eleştiri ve hassas ayıklama yetilerini kaybeden bir toplum haline gelmenin tabîi sonucu olarak, yanlış ve çarpıtılmış bilgi ve haberler ile yönetilir/yönlendirilir olduk. Güçlü olanın zayıfı ezdiği modern Dünya’da, medya gücünü elinde bulunduranların karşısında duranlar kolayca karalanabiliyor, montajlı görüntüler, kırpılmış video kayıtları ve cımbızlanmış birtakım cümlelerle kişi hiç olmadığı gibi gösterilebiliyor. Gerek bireyler hakkında çıkan çarpıtılmış haberler, gerek dînî konularda uydurulan yada çarpıtılan bilgiler bir zaman sonra doğrunun yerini alıyor ve bu yanlış bilgi başka bir çok yanlışı da beraberinde getiriyor.

dinikaynaklar     Yalan ve çarpıtılmış haberlere karşı her şeyi yoktan var eden ve insanoğlunu herkesten iyi tanıyan Allah Teala Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurur; Ey iman edenler! Bir fasık size bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.[1] Müslüman’a, akıllı ve dürüst bir insana yakışan, yalanın ve çarpıtmanın alabildiğine var olduğu, doğrunun ve güzelliğin özlem duyulan şeyler haline gelmeye başladığı günümüz dünyasında gördüğü ve duyduğu şeylere hemen itimat etmeyip, doğruluğundan emin olmaktır.
Dînî meseleler hakkında çıkan yanlış yada çarpıtılmış haberler ve bilgiler, bireyler hakkında çıkan karalama kampanyalarından daha tehlikelidir. İzlediğiniz herhangi bir videoda, yada sosyal medyada okuduğunuz herhangi bir yazıda bir söz paylaşılmış ve altına “hadis” kaydı eklenmiş olabilir. Hatta en güvenilir kaynaklardan biri olan “Buhari” kaynak gösterilmiş olabilir. Fakat bu o sözün Buhari’nin naklettiği bir hadis olmasını gerektirmez. Mutlak kabulde bulunmak, araştırma yapmadan sözün doğruluğuna kanaat getirmek, dinin içine yanlış bilgiler katılmasının önünü açmanın yanı sıra, Müslümanların iyi niyetini su-i istimal etmek isteyen kişilerinde ekmeğine yağ sürecektir. Aynı durum herhangi bir İslam aliminden aktarılan bir söz içinde geçerlidir. O alim o sözü söyledi mi? Nerede, hangi kitabında ve hangi konu hakkında söyledi? Meselenin öncesi ve sonrası nedir? İster hadis isterse bir alim yada herhangi bir fen dalında mahir bir kimsenin sözü olsun; bütün bunlarda sözü söyleyene nispet etmekte kesin olarak hükmetmek için güvenilir bir kaynağa müracaat şarttır. Dolayısıyla bir bilgi ya ilgili alanda ilmine ve dürüstlüğüne emin olunan yetkin bir kimsenin ağzından dinlemek, ya O’nun kitaplarından okumak yada güvenilir sosyal medya hesaplarından okumak suretiyle elde edilmelidir. Güvenilirliği ispatlanmamış kişi yada sayfalardan elde edilen her bilgi şüpheli olup teyit edilmeye muhtaçtır.

Yanlış ya da Çarpıtılmış Bilgilerin Zararları

    Meseleyi dînî bilgiler boyutundan bir misal ile ele alalım. Toplum arasında insanlık tarihinin yedi bin sene olduğuna dair bir takım görüşler vardır. Ve bunlar İslam dininin muhtevasından bir parçaymış gibi olarak aktarılır ve kabul edilir. Halbuki ne Kur’an ayetleri içerisinde, nede Peygamber aleyhisselamdan gelen sahih yada zayıf herhangi bir hadiste böyle bir nakil yoktur. Aksine bu rivayetlerin işin ehli olan muhaddisler tarafından hadis olmadığı özellikle belirtilmiştir. Yedi asır önce yaşamış olan meşhur hadis alimi İbn Kayyım el-cevzîyye rahimehullah (ö.h751/m.1350) Menâru’l Münîf adlı aslı olmayan rivâyetleri topladığı kitabında bu rivâyetlere değinmiş ve islâmi bir kaynağa dayanmadığını belirtmiştir. Durum böyleyken bu rivâyetleri herhangi bir kitap yada internet sayfasında gören veya işin ehli olmayan bir vâizden dinleyen bir kişi bunları islâmi bir fikir olarak ön kabulde bulunduğunda, bilimsel bazı buluşların insanlık tarihini daha eskilere dayandırdığını gördüğünde dinden şüphe edebilmektedir. Halbuki yanlış olan din değil, din zannettiği o bilgidir. [2] Dolayısıyla bu ve buna benzer durumlarda kişinin şüphe ettiği ve ardından inkâra yeltendiği şey aslında hak olan din değil, yanlış bilgiler üzerine bina ettiği zihnindeki dindir.

Yanlış bilgilere karşı ne yapılmalı?

Bu sorunun cevabını din usûlüne dair yazılarda müstakil olarak inceleyeceğiz. Fakat burada da kısaca değinelim.

bilgikarmaşası     Öncelikle tıp, fizik, tarih, coğrafya, din yada başka herhangi bir ilim/bilim dalı.. Bilginin söz konusu olduğu her alanda yapılması gereken şey, bir bütün olarak o dala hakim olan, kendisini toplum nezdinde ilmiyle, o dala ait kültür ve donanımıyla ispat etmiş olan kişilere danışmaktır. İşi ehline bırakmak ve kişileri ilmî ve donanımsal konumlarına göre değere almak vazgeçilmezimiz olmalıdır. Tarih alanında profesör olan ve dalında gerçekten üstat olan bir kimsenin islâmi konulardaki fikirlerini din telakki etmek ne kadar yanlış ise, yakın tarihte derinleşmiş olan bir kişinin uzak tarih hakkındaki fikirlerini mutlak kabul etmekte o kadar yanlıştır. Aynı şey islâmi ilim dalları için de geçerlidir. Kur’ân tefsiri konusunda ihtisas sahibi olan bir hocanın hadis ilmini ilgilendiren konulara dair söylediği her şeyi doğru olarak ön kabulde bulunmak, tıbbın belli bir dalında mahir olan bir doktorun tıbbın diğer dallarını ilgilendiren konularda yaptığı her konuşmayı kabullenmek ile eşdeğerdir. Öncelikli olarak dikkat etmemiz gereken, her konuyu kendisini ispat etmiş olan ehline bırakmak olacaktır.

İkinci olarak yapılması gereken şey bilginin geldiği kanalı sorgulamaktır. Mesela işin ehli olan bir doktorun, herhangi bir internet sayfasında bir sözünü gördüğümüzde ilk olarak yapılması gereken sözün o doktora âidiyyetini araştırmak olmalıdır. Evet, doktor güvenilir ve dalında mahir olabilir. Fakat bilinmesi elzem olan şey gerçekten bu konuda o sözü söylemiş olup olmadığıdır.

Üçüncü olarak; Aktarılan bilginin hangi mesele üzerine söylenmiş olduğunu öğrenmek gerekir. Özellikle kompleks bir yapıya sahip olan ve ufak değişimlere göre farklı hükümler barındıran dînî meselelerde bu ayrıntı oldukça önemlidir. Bazı sözler vardır ki söylendiği ortam, söylendiği olay ve söylendiği kişi ile beraber şekillenir. Aksi taktirde bu karinelerden soyutlanmış bir söz yanlış anlaşılabilir.

Ayrıntılarını başka yazıda inceleyeceğimiz bu meselede alınması gereken tedbirler genel olarak bu üç başlıkta toplanabilir.

Son Söz

     Kişinin araştırma yapmaksızın duyduğu her şeyi aktarması sebebiyle yalana düşeceğini beyan sadedinde Allah Rasûl’ü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur; “Kişiye işittiği her şeyi konuşması yalan olarak yeter.”[3]
Bir başka sözünde ise şöyle buyurur; “Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa ya hayır konuşsun yada sussun.”[4]

[1] Hucurat suresi, 6

[2] Burada konu ile ilgili her bilimsel bilginin doğru olduğunu kastetmeyip, meseleye farklı bir açıdan baktığımı belirtmek isterim. Bilimsel verilerin ve bu verilerin bize aktarıldığı kanalların güvenilirliğini ve onlara karşı yapılan ön kabulün zararlarını başka yazılarda hususi olarak ele alacağım.

[3] Müslim, Mukaddime

[4] Buhari, bâbu men kâne yu’minu billahi ve’l yevmi’l âhiri felâ yu’zi cârahû, 1, h.no:6018

 

1 Yorum

  1. Cevap

    Böyle önemli bir konuya değindiğin için emeğine ve yüreğine sağlık

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Gerekli alanları doldurunuz. *

You may use these <abbr title="HyperText Markup Language">HTML</abbr> tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Araç çubuğuna atla