Allah’ın Varlığının Delilleri

Allah’ın Varlığının Delilleri

Allah’ın Varlığının Delilleri

1-Delil Nedir?

    Delil, iddia sahibinin karşı tarafa iddiasını kabullendirmek için ortaya koyduğu verilere denir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki delili delil yapan şey, yani delilin mahiyeti tek yönlü bir açıklamadan ibaret değildir. Bir şeyin delil olması için, söz konusu iddianın doğruluğunu ispat edecek kuvvette olması yeterlidir. Bu ise delilin iddia ile aynı düzey ve düzlemde olması  ile gerçekleşir. Meseleyi bir örnek üzerinden ele alalım: Kolunun kanadığını iddia eden birinden bu iddiasını doğrulamak için kolunu açıp kanayan yeri göstermesini isteriz. Buradaki ispat, göz ile görülmesi mümkün olan bir delil ile gerçekleşir. Biz gördüğümüz bu delil ile yetinir ve iddianın doğru olduğunu kabulleniriz. Fakat kolu kanayan kişi bize delil olarak sadece kolunda hissettiği ağrıyı anlatsaydı, biz bu anlatımı yeterli bulmaz ve bu iddianın daha kuvvetli bir delil ile ispatlanmasının mümkün olduğunu söyler ve yapmış olduğu bu iddiada O’nu doğrulamazdık.

Aynı durumu iç organlarının birinde iltihaplanma geçiren bir kişi için düşünelim. Çıplak gözle göremesek bile teknolojik aletler ile elde edilen bir takım bulgular ve bu bulguların işin ehli olan doktorlar tarafından incelenmesi sonucu tespit edilen bu hastalığı kabullenir ve bu kişinin tedavi için gerekenleri yapmasını makul karşılarız. Hatta delil yetersizliği olduğunu iddia ederek bu tespitin doğru olmadığını söylese ve tedavi olmaktan geri dursa bu durumu garip karşılarız. Az önceki misalden farklı olarak burada doğrudan çıplak gözle tespit şartı koşmayıp, tıbbî tahliller ile yetiniriz. Çünkü her iddia, iddia edilen konunun bulunmuş olduğu düzlem ve düzeye göre bir delil ile ispat edilir. Psikolojik rahatsızlığın tespitinde gözle görülen ya da kulakla duyulan bir verinin delil olmasından bahsedemeyiz. Bunun yerine rahatsız olan kişinin olaylar karşısındaki tavırlarını gözlemler  ve hissettiklerini, iç dünyasında yaşadıklarını kendisinden dinleyerek bir tahlil yapar ve hastalığı tespit eder, çözümüne uğraşırız. Yani delil, iddia ile aynı düzey ve düzlemde bulunduğu taktirde yeterli sayılır ve kabul edilir. Böyle bir delil ile yetinmeyip ötesini istemek, söz konusu iddianın içeriğini kavrayamamaktan ileri gelir.

2-Allah’ın Varlığı İddiasının Düzlem ve Düzeyi

     Ortada bir iddia varsa, karşı tarafa gereken ilk olarak iddia sahibinin iddiası içinde yer alan kavramları nasıl anladığını sorgulamak, bunu öğrenmek ve buna göre O’nun iddiasını çürütmeye çalışmaktır. Bizler Müslümanlar olarak bir iddiada bulunuyoruz ve kainatı yaratan, idare eden, yöneten biri olduğunu söylüyoruz. Ateist bir kişi bu iddia karşısında ilk olarak iddianın içinde geçen kelimeleri ve kavramları ele almalı ve iddia sahibi Müslümanlara “İnancınıza göre Allah kimdir?” diye sormalıdır.Böyle yapmayarak getirdiğimiz delilleri inceleyip yetersiz bulanlar, hakikatte o delilleri kendi kafalarındaki yaratıcı tasavvurunu ispat etmediği için inkara yeltenmişlerdir.  Zira yukarıda ifade ettiğimiz gibi, iddianın delili iddianın içeriğine bağlıdır. Eğer iddianın içeriği doğru anlaşılmazsa, getirilen delilin yeterlilik derecesi doğru tespit edilemez. Bundan ötürü ilk olarak Müslümanların Allah inancını ele alacağız.

a)İslam İnancına Göre Allah

1-İslam dinine göre Allah, varlığı itibariyle hiçbir şeye benzemez.
Çünkü kainattaki hiçbir şey eksiksiz ve tam manasıyla kâmil/olgun değildir. Hepsinin aciz kaldığı, en güçlünün bile zayıf düştüğü durumlar vardır. Dolayısıyla Allah, hiçbir varlığa benzemez. 

2-Hiçbir şeye benzememesinin doğal sonucu olarak Allah, cisim değildir. Zaten cisim olmak, belli bir yer kaplamayı gerektirir ki bu durum mekana muhtaçlığı doğurur. Halbuki İslam inancına göre Allah Teala mekanın yaratıcısıdır. Yaratmış olduğu şeye muhtaç olmak, yaratıcı için noksanlıktır. Dolayısıyla Allah mekan sahibi de değildir, cisim de değildir.

3-Allah, öz zatı itibarıyla gizlidir, idrak edilemez. Vasıfları ile aşikardır, inkar edilemez. Yani İslam inancına göre Allah, öz varlığı itibariyle gizlidir. İdrak edilmesi ve tamamıyla anlaşılması imkansızdır. Çünkü bütünüyle anlaşılır olmak, sonu olmayı gerektirir ki bu eksikliktir. Bir misal ile anlatacak olursak; Basit bir alet olan anahtarın özü, bakıldığı anda kavranır ve anlaşılır. Ucunda dişleri olan bir demir parçası.. Bir kalem ise, bir derece daha uzun ve dikkatli bir bakış ile kavranır. Çünkü biraz daha kompleks bir yapıya sahiptir. Bir cep telefonu ise bütün olarak kavranıp anlaşılması daha uzun incelemeler ve gözlemler ile ancak gerçekleşir. Bir uçağın özünü kavramak içinse, daha uçağın parçalarına ve mekanik sistemine değinmeden önce ön bilgi olarak belki onlarca derslik birikime ihtiyaç duyulacaktır. Bir anahtar ile uçak arasındaki bu uçurum, uçağın çok daha kompleks ve daha üstün bir yapıya sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Daha ileri düşünecek olursak, insan olarak bizler, daha kendi varlığımızı bile henüz tam idrak etmiş değiliz. Yapılan çalışmalar ile her gün yeni bir bilgi ile biraz daha kendimizi keşfetmekteyiz. İşte bu manada düşünecek olursak, hiçbir şeye benzemeyen, zaman ve mekan gibi kavramlardan soyutlanmış, cisim olmayan bir zat olan Allah, her şeyden üstün ve her şeyden yüce olması sebebiyle, tam manasıyla idrak edilmesi imkansız olan bir varlıktır.

b)Allah’ın Varlığını İspatta Delil Nasıl Olmalıdır?

     Her delilin, iddia düzeyi ve düzlemine göre olacağını söylemiştik. Birkaç satır önce ise İslam inancında Allah’ın ne olduğundan bahsettik. Bütün bunlar göz önüne alındığında; cisim olmayan, zaman ve mekan gibi kavramlar ile kayıtlanamayan, yüceliğinin bir gereği olarak idrak edilmek ve anlaşılmaktan münezzeh olan bir İlah’ın varlığını ispat etmek, tabii olarak O’nun öz varlığına yönelik deliller ile değil, yarattığı kainattaki eserlerinden yola çıkarak elde edilen deliller ile gerçekleşecektir.

3.Allah’ın Varlığının Delilleri

     Üst satırlarda anlattığımız iddia-delil ilişkisine binaen, Allah’ın varlığına dair iddianın delillerini zikredeceğiz.

a)İnsan doğasından kaynaklanan sorular vardır: “Biz ve bizden başka bu kainatta bulunan her şey nasıl ve niye meydana geldi? ve “Kimsenin kaçamadığı ölüm gerçeğinin ötesinde ne var?” sorularının cevapları, bizleri bir yaratıcıya götürmektedir..

     İnsanı diğer varlıklardan ayıran özelliği, sistemli bir şekilde düşünebilmesidir. Sistemli dedik, zira hayvanlarda bulunan içgüdü dediğimiz şey, yüzeysel ve kısa süreli olan ve bizdeki düşünceye benzeyen bir hareket biçimini ortaya koyabilmektedir. Fakat onlardaki bu içgüdü, sistematiklikten uzaktır. Mesela azgın bir boğaya karşı tuttuğunuz kırmızı bayrak, boğayı azgınlaştıran ve kışkırtan etken olmakla birlikte, asıl sebep değildir. Fakat boğa gördüğüne odaklanır ve arkasında kimin olduğunu hesap etmekten aciz olarak gözünün önündeki bayrağa takılı kalır, hesabını ona göre yapar ve ona saldırır. Halbuki orada asıl olan bayrak değil, bayrağı tutandır. İnsanda ise bundan farklı olarak sistemli düşünme yetisi vardır. Tek bir bilgiye odaklanmayıp, bilgiler bütününe bakar ve bir araya getirdiği bilgiler ile neticeye ulaşır. Yani bayrağı gören boğanın aksine, bayrak varsa bunu uzatan birinin olduğunu anlar ve asıl sebebe yoğunlaşır.

İşte bu bağlamda düşünecek olursak, tarih boyunca gelen insanların her birinin varlıklarını sorgulamalarının ve nereden, nasıl meydana geldiklerini ve nereye doğru gittiklerini merak etmelerinin, üstelik yüzyıllar boyu süren bu soruların bir “meydana geliş” vurgusu içerisinde cereyan etmesinin altında “fıtrî, insanın doğasında ve mayasında yer alan yaratılış gerçeği” yatmaktadır.

    Burada “meydana geliş” üzerinde durmalıyız. İnsanlar, hayvanlar, ağaçlar, yıldızlar kısacası gözlemleyebildiğimiz tüm varlıklara baktığımızda bir bitişin olduğunu görüyoruz. Bilimsel verilerin de evrenin bir yok oluşa gittiğini göstermesi, gözle gördüğümüz bu ufak olayların büyük resimdeki görüntüsüdür aslında. Bu yok oluş, yok olanın aslına dönmesi demektir. Yani yokluğa.. Zira aslı itibarıyla başlangıçsız/ezelî olan bir varlık, var olması için bir sebebe muhtaç olmadığı için yok olmasından söz edilemez. Çünkü yok olmak, varlığı için başka bir şeye muhtaç olan, yani bir yaratıcısı, meydana getiricisi olan şeylere ait bir özelliktir. Çünkü var olması için muhtaç olduğu o şey, onun üzerinden kalkar ve böylece yok olur. Bunun aksine ezelî/başlangıçsız olan şey, kendisinin varlığından önce hiçbir varlıktan söz edilemeyen şeydir ve dolayısıyla var olmak için hiçbir şeye muhtaç değildir. Hiçbir şeye muhtaç olmayan ise yok olmaz. Biz, gözlemlerimizin yanı sıra bilimin de verileriyle evrenin günden güne çöküşe, yok oluşa gittiğini görmekteyiz. Buradan yola çıkarak mantıkî olarak evrenin bir başlangıcı olduğunu kabul etmeliyiz. Başlangıç ise, yok olan şeyin kendisini yaratması/var etmesi ile olmayacağı için, bir yaratıcı tarafından yapılması gereken bir fiildir. “İlk sebep” olarak tabir edilen bu başlatıcı, başlangıcı olmayan ve varlığında hiç kimseye muhtaç olmayan yegane zat Allah’tır.

b)Bigbang ve Allah’ın Varlığı

     Evrenin ezeli olmadığı, ezeli olmayan şeylerin ise bir başlatıcısı olduğu gerçeğini dillendirdikten sonra, 1927 yılında Belçikalı fizikçi ve Hıristiyan din adamı Georges Lemaitre tarafından ortaya atılan Bigbang Teorisi ve Allah’ın varlığı ile olan ilişkisine değineceğiz.

     Özetle bahsedecek olursak Big bang, evrenin küçük tekillikten meydana geldiğini ifade eden teoridir. Halen tam olarak anlaşılamayan yerleri olmakla birlikte bu teorinin ifade ettiği mana; evrenin çok küçük ve aşırı sıcak haldeyken patlayan ve gün geçtikçe genişleyen bir noktadan oluştuğunu söyler.

Burada şunu ifade etmeliyiz ki bu teorinin doğruluğu, İslam akidesine ters değildir. Hatta doğru olduğunu varsayarsak; Allah’ın tek olması, Kur’an ayetinde ifade ettiği üzere her canlıyı tek maddeden (sudan) yaratmış olması ve benzeri bir çok dini verilere bakarak Big bang’in; yani evrenin patlama sonucu küçük bir tekillikten meydana gelmesinin Tevhid kavramı ile hikmetli şekilde uyuştuğunu görürüz. Fakat biz hikmet tarafından çok meseleye, bilimsel çalışmaların ortaya koyduğu bu patlamanın başlangıcına ve öncesine değinmek ile devam etmeliyiz. Eğer bir bütün olarak evren, bir noktanın patlaması ile meydana geldiyse, bu nokta nasıl meydana geldi? Bu patlama için gereken enerji kendisinde nasıl toplandı? Burada elektronlar, protonlar asıl sebep olarak öne sürülecek olursa bu durumda bunlar arasındaki “etkileşimin” açıklaması gerekecektir. Bu etkileşim nasıl oluştu? Biz bu sorularımızla Big bang’in evrenin oluşumu için ilk adım olduğunu, patlayan noktanın madde alemindeki ilk etken olduğunu söylemiyoruz. Yani bilimin ulaşamadığı boşluğu “ilah” ile doldurmak gibi bir gayemiz yok. Burada değinmek istediğimiz şey, madde ve hareketten bahsettiğimiz yerde, maddenin ve hareketin sebebi olduğu gerçeğidir. Bu ise ilk sebeptir. Eğer bilim yarın Big bang’deki bu noktanın öncesinde bir şey bulursa, aynı sorular o şey içinde sorulacaktır. Nitekim bugün bazı bilim adamları çoklu evren kuramını dile getirip, Big bang’in arkasını doldurmaktadırlar. Fakat bu, “İlk Sebebin” yokluğuna delil teşkil etmez. Eğer bu kuramları doğrularsak o halde çoklu evrenlerin nasıl oluştuğuna, bu oluşumdaki madde ve hareketlerin ilk sebebine gitmek zorunda kalacağız. Bu durumda neticede “zaruri bir ilk sebebe” gideceğiz.

c)Kainatta yer alan hassas ayar

    Kainatta her şey çok ince bir ayarda bulunur. Biz bunlardan sadece birini misal vereceğiz: Protein, bütün canlı organizmaların temel maddelerinden biridir. Bilindiği üzere bu albüminli madde, beş elemandan meydana gelmiştir. Karbon, hidrojen, azot, oksijen ve kükürt. Bir ünite proteinde 40 bin kadar molekül bulunur. Şimdiye kadar bilinen yüz civarındaki element tabiat içinde düzensiz olarak serpiştirilmiştir. Şimdi düşünelim: Tesadüf yoluyla bu beş elemanın bir araya gelerek, sadece bir ünite protein meydana getirmesi acaba yüzde kaç ihtimalle olabilir? Ayrıca bunun için ne kadar zaman ve ne kadar madde gereklidir? Bilimciler hesaplamışlar ve bu ihtimalin 10160 olduğunu söylemişlerdir. Yani on rakamı 160 defa kendisiyle çarpıldığında meydana gelen sayıya göre bir ihtimal…Bu iş için gerekli zaman ise 10243 yıl olarak hesaplanmıştır. Ayrıca bu kimyevî olayın tesadüfen meydana gelmesi için, yeryüzünü birkaç milyon defa doldurup boşaltan maddeye ihtiyaç vardır.[1]

d)Yasalar, Kanunlar

     Neden yasalar var? Ve bu yasalar neden bulundukları şekil üzere oluştular?
Yasaların varlıklarına sebep olarak birçok şey ortaya atılabilir ve ispatlanabilir. Fakat neden var olduklarını ve neden bulundukları şekil üzere olduklarını bir yaratıcıdan bahsetmeden anlatabilmek mümkün mü?

Mesela yer çekimi kanunu.. Bir diğer ismi “kütle çekimi kanunu.” Buna göre her cismin birbirlerine karşı uyguladıkları çekim kuvveti vardır. Aynı şekilde Dünya, üzerindeki her şeye çekim kuvveti uygular. Bu yüzden Dünya üzerindeki hiçbir şey kendiliğinden uçmaz.. Fakat burada şunu düşünmeden edemiyor insan aklı; Yerçekimi olmasaydı, varlıklar havada uçacaklar ve yaşam zorlaşacak hatta imkansız hale gelecekti. Yani aslında bu kanun, tam olarak dünya yaşamının mümkün hale gelmesi için meydana gelmiş bir kanundur. Peki varlığı ve yokluğu haddi zatında aklen eşit olan bu kanunun, var olması için bir “irade” gerekli değil midir? Ateistlerin iddia ettiği gibi, irade sahibi olan bir İlah tarafından değil, irade dışı bir takım sebeplerle oluşan kainatın içindeki şu Dünya’da, neden yer çekimi kanununun yokluğu ve varlığı aklen eşit iken, varlığı meydana gelmiştir? Benzeri olayları gerek dünya içindeki, gerekse Dünya dışında gezegenlerin birbirleri ile alakalarındaki kanunlarda gözlemleyebiliyoruz. Varlığı ve yokluğu aklen eşit olan bu kanunlar “irade sahibi bir oluşturucunun” varlığını bizlere göstermektedir.

e)Kainat büyük tablo, içindekiler ise eser

     Gözlemleyebildiğimiz ve her geçen gün keşfetmek ile meşgul olduğumuz evrende, büyük ve küçük her şeyin uyum içerisinde olduğunu ve birbirlerini tanıdıklarını izliyoruz. Milyonlarca ışık yılı uzakta bulunan yıldızların, bir köyün tarlasındaki meyve ve sebzelerin yetişmesindeki etkisini görüyor ve aralarında bu kadar mesafe bulunan ve varlıkları itibariyle birbirinden farklı gözüken bu maddelerin nasıl alaka kurduklarını, yıldızın meyve ile iletişimini ve birbirlerini nasıl tanıdıklarını, neye göre birbirlerine fayda sağladıklarını hayretle gözlemliyoruz. Yüzlerce, hatta binlerce  benzeri olan şu örneğin arkasında madde aleminde bazı sebeplerin olması, hayretlerimize engel değildir. Zira burada hayret edilen şey olanın kendisi değil, neden ve nasıl olduğudur. Sebepler ise, bizim nedenini sorguladığımız olayın olması için sadece vasıtadır. Sebeplere takılarak bu oluşum ve uyuşumdan hayrete düşmemek, boğanın bayrağa takılıp arkasını düşünememesinden farksızdır. İnsan; gördüğünü asıl yerine koymasıyla değil, gördüğünden yola çıkarak görmediklerini zihin planına oturtabilmesiyle, yanı düşünme yetisi ile hayvandan ayrılır. İşte tüm bunlardan ötürü biz; kainatın oluşumunun arkasında onu oluşturan bir sebebin olduğunu ve kainat içerisindeki uyuşumun ise bu sebebin adeta imzası niteliğinde olduğunu söylüyoruz. Zira birbirlerinden uzak, farklı ve alakasız gibi gözüken varlıkların şaşırtıcı derecede uyuşumu, aynı kaynaktan oluştuklarını göstermekte ve rastgele bir dağılıma sahip olmadıklarını ortaya koymaktadır.  

NETİCE

     Her iddianın ispatı vardır. Yazımızın başında iddiaların ispatlanmasında iddia edilen şeyin düzeyine ve düzlemine göre bir delil ile iktifa edilebileceğini belirttik. Daha sonra Müslümanlara göre Allah’ın vasıflarını açıkladık. Bu vasıflarda olan bir varlığın ispatını iddia ettikten sonra, gerekli düzeyde ve düzlemde deliller getirdik. Bütün bir yazı boyunca aslında varlığın sebeplerinin olduğunu, sebepsiz hiçbir şeyin olamayacağını, fakat madde aleminde kalan sebeplere takılıp onları ilah yerine koymamak gerektiğini, ilk sebebe gitmek gerektiğini, insanı insan yapan düşünme yetisinin bunu gerektirdiğini anlatmaya çalıştık. Yazımızı okuyan ateist ve agnostik kişiler itirazlarını, iletişim ya da soru bölümünden ulaşarak bizlere iletebilirler.

[1] Monsma, Allah yetecellâ fî asr’il ilm, s.11, Prof.Dr. A.Saim Kılavuz, Ana Hatlarıyla İslam Akaidi ve Kelam’a Giriş, s.98’den naklen.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Gerekli alanları doldurunuz. *

You may use these <abbr title="HyperText Markup Language">HTML</abbr> tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Araç çubuğuna atla